30/11/2022
« ... Allah bir kavme verdiđini, o kavim kendisini bozup deđiţtirmedikçe deđiţtirmez. ... » Ra'd 11
DÝL    Russian English  

Calendar 2022








Bizim Banner


Namaz Vakitleri
Maykop


 
 

YALAN CEHENNEME GÖTÜRÜR

Bizlere sonsuz lütuf, ihsan ve rahmetiyle muamele eden, günahlarımızı bağışlayan, hatalarımızı affeden yüce Mevlâ’mıza sonsuz hamd-ü senâ! Ezelden ebede bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen, insanlığın müjdecisi ve şefaatçisi olan Efendimiz, Hazret-i Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi ve sellem’e de sonsuz salât-ü selâm!

Yalan- bir hastalıktır. O bir mikrop, virüstür. Günümüzde bu hastalık bir salgın haline geldi. Küçükleri ve yetişkinleri, bay ve bayanları, bireyleri ve toplumu etkisi atlına almıştır. Böyle yaygın bir aldatmaca – yalan söylemeyen insan da dâhil olmak üzere – insanlarda güven kaybına yol açtı. Yalan - büyük bir kusur olmasıyla beraber İslam ahlakı ile hiçbir ilgisi yoktur. Dünyada mevcut olan tüm mengeneler kötülükle süslenmiştir. Eğer yalan konuşabilseydi, o kendisinin kötü insanların lideri, ikiyüzlülerin bekçisi ve kötü alışkanlıkların süsü olduğunu dile getirirdi. Yalanın, Kuran´ı Kerim’de çok sıklıkla yer almasının en başlıca sebebi büyük bir kötülük olmasıdır:
“…Kuşkusuz, Allah, haddi aşan yalancıları doğruya ulaştırmaz”. (Mümin, 40:28)

Başka bir ayette Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
“Yalanı ancak, Allah´ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. Yalancılık edenler onların ta kendileridir”. (Nahl, 16:105)


YALANIN DERECELERİ

Kimin söylediği, kime söylediği ve hangi durumlarda söylendiğine göre yalanın birkaç derecesi vardır.
* Allah’a karşı söylenilen yalan en büyük yalanlardan biridir. Örneğin aslında öyle olmamasına rağmen “şu helaldir, şu da haramdır” iddiasında bulunmak en büyük yalandır.
Bu konuda Yüce Mevla:
“Yalan düzerek Allah´a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah´a iftira edenler kurtulamazlar” buyurdu. (Nahl, 16:116)

* ağırlığı ve vahameti yönüyle ikinci sırada Allah’ın elçisine (s.a.v.) atfedilen yalandır.

* üçüncü derecedeki yalan bilmeden verilen fetvalardır. Fahri kâinat efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Şüphesiz Allah (c.c.) ilmi (verdikten sonra), insanlar arasından zorla söküp almayacak, ancak ilmi âlimlerin ruhunu almak suretiyle alır. Artık âlim kalmayınca insanlar bir takım cahilleri lider edinecek. Bu liderlere sorular sorulacak. Bunlar da bilgisiz olduğu halde fetva verecek böylece hem kendilerini, hem de başkalarını doğru yoldan sapıttıracaklar”. (Buhari, Müslim)

* dördüncü sıradaki yalan alışverişte yalan yere yapılan yemindir. Alışverişte yalan –alışverişin bereketi kaldırır. Böylece alışveriş yapanlar geldikleri gibi bir kazanç elde edemeden geri dönerler. Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimiz alışverişte yalanın yeri olamayacağını söyler.
Fetih yılında İslam’ı kabul eden, cahiliye döneminde ve sonrasında Kureyşli liderlerin oğullarından biri olan Abu Halit b. Hâkim b. Hizam şöyle buyurduğu rivayet edildi:
“Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "Alışveriş yapanlar birbirlerinden ayrılıncaya kadar muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi) beyan ederlerse bu alışverişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Gerçeği gizlerler ve yalan söylerlerse, alışverişlerinin bereketi kalmaz”. (Buhari, Müslim)

* Yalan şaka olarak bile caiz değildir. Böyle bir yalanın şaka olduğunu herkes anlamayabilir. Herkesin tabiatı ve şaka algısı farklı olduğundan dolayı yalanın şakası bile caiz görülmemiştir.

* yalan türlerinden biri de başkasından yalan yanlış duyduğu şeyi söylemek/aktarmaktır. Bunun doğal akıbeti ise başkasının yalanını aktara aktara insanın – kendisi farkına varmadan – yalancı olmasıdır.

Abu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre peygamber efendimiz şöyle buyurdular:
“Her duyduğunu söylemesi, kişiye yalan olarak yeter”. (Müslim)


MÜSLÜMAN YALAN KONUŞMAZ

Müslüman’ın kalbinde yalanla iman bir arada olmaz, nitekim yalan konuşmak Müslüman’ın sıfatlarından değildir. Allah’ın elçisi (s.a.v.) buyurdular ki: “Müslüman yalan söylemez”. Müslüman diğer bütün insanlar gibi hata yapabilir. Kendisine ait olmayan şeyi alabilir, bazı durumlarda korkaklığı galip gelebilir, zina yapabilir. Ama neden Hz. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Müslüman’ın yalan söyleyemeyeceğini söylüyor? Çünkü diğer hata ve günahlar çekiciliği ve calipliğinden dolayı tezahür eder. Yalan söylemek ise insanın bizzat kendisinin isteği ile meydana gelmektedir.

Yalanın karşıtı doğruluktur. Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi ve selem buyurdular: “Sıdk insanı birr´e (Allah´ı razı edecek iyiliğe) götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah´ın indinde sıddîk (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah´ın indinde yalancı diye kaydedilir”. (Buhari; Müslim)

Nasıl ki yalan insan tarafından dile getirilerek onun içine siniyorsa, aynı şekilde doğruluk da devamlı dile getirilerek ahlaki görünüşte etki yaratıyordur. İşte bundan dolayıdır ki hadisi şerifte yalan cehenneme sıdk (doğruluk) ise cennete götürür denilmektedir.

Müslüman biri kendi çocuklarını daha küçük yaşlarından itibaren doğruluk ahlaki değerleri öğretmelidir. O doğruluk ahlaki değerleri öğretirken nasihatten daha çok bizzat kendi davranışlarıyla bunu yapmalıdır nitekim çocuklar eğitiminde en etkili metot da budur. Örneğin diyelim ki kapıyı birisi çaldı ve baba çocuğuna “beni sorarlarsa de ki ben evde değilim” ifadesiyle ona hem fiili hem de kavli olarak yalanı ahlakına sindirmiş bulunmaktadır.

* yalan münafığın alametlerindendir. Onlar yalan söylemeyi severler. Fahri Kâinat hazretleri buyurdular:
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder”. (Müslim)

Yalanın farklı dereceleri olduğu gibi yalancıların da çeşitli türleri vardır.
Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurdular:
“Üç kişi vardır ki Kıyamet günü Allah Teâlâ hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez ve günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azap vardır: Zina eden yaşlı, yalan söyleyen devlet reisi ve büyüklenen fakir”. (Müslim)

Zina günahtır ama bu günahı katlayan etken yaşlı birinin bunu yapmasıdır. Kibirlik bir hastalık ve günahtır ama bunu fakir yaparsa bu daha da büyük günah olmaktadır. Yalan söylemek kötü bir ahlaktır ve günahtır fakat bu yalanı bir önder dile getirirse bunun vebali daha da ağır bir şekil almaktadır.


YALAN YERE ŞAHİTLİK

Yalan söylemek başlı başına iğrenç bir şeydir. Yalancıyı bile bile gizleyerek yalan yere şahitlik yapmak ise yalanın iğrençliğini artırmaktadır.
Kur’an’ı Kerim’de Allah (c.c.) buyurmaktadır:
“…Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının”. (Hac, 22:30)

Başka bir ayette Müslümanların vasıflarından bahsedilirken:
“(O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler” buyrulmaktadır. (Furkan, 25:72)

Âlemlere rahmet olan peygamberimiz (s.a.v.):
- “En büyük günahı size haber vereyim mi?” buyurdu. Biz:
- Evet, yâ Resûlallah, dedik. Resûl-i Ekrem:
- “Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek” buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve “İyi belleyin, bir de yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmaktır” buyurdu. Bu son cümleyi sürekli tekrarladı. Biz daha fazla üzülmesini arzu etmediğimiz için “keşke sussa” diye temennide bulunduk.
(Buhari, Müslim)

Müslüman hiçbir zaman yalan söz söylememelidir. Çünkü Allah (c.c.) yalan söz söyleyene gazap etmekte ve onu lanetlemektedir. İnsan için bundan daha büyük bedbahtlık olabilir mi?
Aynı şekilde peygamber efendimiz (s.a.v.) yalanı kınar, yalancılardan uzak durur ve onları sevmezdi. Hz. Ayşe (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre yalan söylemek Hz. Muhammed (s.a.v.)’e en nefret vereci sıfatlardan biriydi.

Yalan söylemek cahiliye döneminde (Araplarda Müslümanlıktan önceki çağ) de kınanmaktaydı. İşte yalan, herkesçe kabul görmüş bu kadar nefret uyandıran bir sıfattır. Müşrik önderlerinden biri olan Abu Süfyan’a, Allah’ın elçisi Muhammed (s.a.v.) hakkında soru sorduklarında O’nun hakkında sadece doğruları dile getirerek başka türlü yanıt verdiğinde yalancı olmaktan korktuğunu ifade etmektedir.
Günümüzdeki Müslüman kardeşlerimize baktığımız zaman görürüz ki namaz kılmalarına ve oruç tutmalarına rağmen gayet rahat yalan konuşabilmektedirler. Bununla beraber peygamber efendimiz (s.a.v.) döneminde müşrikler bile – yalancılığın çirkinliğini bildikleri için – yalan söylemezlerdi.

Artık bugün insanlığın büyük bir kısmı yalan söylemenin ne gibi felaketler getirebileceğinin farkında değildirler. Bundan böyle yalan söylemek sıradan bir vakıa oldu. Meselenin en korkunç tarafı da işte budur.


MÜSAADE EDİLEN YALAN

İslam dinine göre bazı durumlarda yalan söylemek caiz, bazı durumlarda ise vaciptir. Örneğin imam Nevevi, Riyazu’s-Salihin eserinde şunları dile getirmektedir:
Bilesin ki yalan aslında haram ise de bazı hallerde, “el-Ezkâr” adlı kitabımda açıkladığım şartlarla caiz olur.

Meselenin özü şudur:
Söz, maksatları ifade vasıtasıdır. Böyle olunca, yalana başvurmaksızın erişilmesi mümkün olan her meşru maksatta yalan söylemek kesinlikle haramdır. Böyle bir maksadın elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa o takdirde yalan caizdir. Şayet o meşru maksada ulaşmak mubah ise, yalan da mubah; vacip ise, yalan da vacip olur. Binaenaleyh bir Müslüman, kendisini öldürmek isteyen bir zalimden gizlense ya da malını almak isteyen bir zorbadan malını saklasa, bir başka Müslüman’a da o kişi ve malı sorulsa, -zulmü önlemek için- bu Müslüman’ın onu gizlemek maksadıyla yalan söylemesi vacip olur. Yine bir kimsenin yanında bir emanet olsa, bir zorba da ona el koymak istese, onu gizlemek için yalan söylemesi vacip olur. Bu ve benzeri hallerin tamamında, söz yalan gibi görünse veya muhatap öyle sansa da aslında kendi içinde doğru bir maksadı kastedip ona ters düşmeyecek tarzda konuşması (tevriye yapması) en ihtiyatlı yoldur. Eğer böyle yapması mümkün olmaz da mutlaka yalan söylemek zorunda kalırsa, o da haram değildir, yapabilir. Âlimler, böylesi durumlarda yalanın caiz olduğuna aşağıdaki Ümmü Külsûm (r.a.) hadisini delil getirmişlerdir. Ümmü Külsûm radıyallahu anhâ’dan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem´in şöyle buyurduğunu işittiği nakledilmiştir:
“İnsanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz”. (Buhari, Müslim)

Müslim´in rivayetinde şu ifadeler yer almaktadır: “Ümmü Külsûm şöyle dedi: "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem´in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum: Harpte, Kişilerin arasını düzeltmekte, (Aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde”.

Müslüman – karşı taraf ister Müslüman olsun ister gayri Müslim olsun – hiçbir kimseyle haksız davranma hakkına sahip değildir. Bununla yanı sıra Müslüman kardeşine haksız davranması daha da ağır bir günahtır. Bundan dolayı sırf Müslüman kardeşini zulümden kurtarmak için söylenilen yalana cevaz verilmiştir. Günümüzde ise şöyle bir manzarayla karşılaşmak mümkündür; Müslüman biri din kardeşini kurtarmak için değil tam aksine zarar vermek için ona iftira atarak zevk almaktadır. Buna nasıl anlam verebiliriz? İftira atana, ikiyüzlü münafığa ve yalancıya nasıl bir insan olduğu söyleyebiliriz? Nedir onun asıl adı? Ne kendimizi ne de başkalarını aldatmamamız için biz Müslümanlar şunu iyi bellememiz gerekir: münafıklar, iftiracı, ahlaksız ve yalancıların diğerlerinden ayırt edilebilecek ne kuyrukları ne de boynuzları vardır. Onlar aynı diğer insanlar gibidirler ve toplum içinde onları fark etmek zordur.

Dahası, insanlar arasında yalan konuşma hastalığı yaygınlaştığından basit halini aldığı için artık böyle insanlar sıradan biri sayılmaktadırlar.


KASITSIZ YALAN

Eğer bir insan yanlışlıkla veya unutarak yalan söylerse âlimlere göre bunda bir günah yoktur. Günah olan ancak kasıtlı yalandır. Allah (c.c.) insana taşıyamayacağı yükü yüklemez, O Rahman ve Rahim’dir.

Allah (c.c.)’tan niyaz ederiz ki yalandan ırak olmamızı ve onun felaketini idrak etmemizi nasip eylesin. Bizleri, razı olduğu dürüst ve sadık kullarından eylesin. Âmin.



Hazırlayan TSEY Ramadan
Bu makale Rusçadan Türkçeye çevrilmiştir.

 

  « Geri
 
 
 














Caucasus ethnic
 


ANASAYFA | KUR'AN-I KERÝM | HADÝS | HABERLER | MAKALELER | KÜTÜPHANE | SORULAR | SESLER | VÝDEOLAR | FOTO GALERÝ | DOWNLOAD | LÝNKLER | ÝLETÝŢÝM



adigeyaislam.com  - Tüm Haklarý Saklýdýr - 2005 ©